FETÖ/PDY’ye İnat Akademiye Devam...

Erciyes Üniversitesinde akademik hayatın kapısını aralama girişimimle birlikte FETÖ/PDY’nin “nurlu” ışığının suratıma çarpması aynı zamana rastlar. Nitekim bir yandan yarım kalmış yüksek lisans serüvenimi Erciyes Üniversitesinde yeniden devam ettirmek bir yandan da akademik hayata ısınmak için yaptığım girişimler, sonraki dönemde de FETÖ/PDY’den nasibini almış ve görünmez duvarlara çarparak akamete uğramıştı!


Erciyes Üniversitesindeki süreci ayrıntılı şekilde özetleyen ve Enstitüsü Müdürü ile Hukuk Fakültesi Dekanına hitaben yazılan şu dilekçe (o tarihte Dekan İsmail Kayar Bey’in telefonla aramasını saymazsak) yine cevapsız bırakılmış hem bu dilekçedeki tespit ve değerlendirmelerim hem de son derece ciddi iddialarım ise “bildik” sessizlikle yok sayılmıştı.

Ancak bu vesileyle şunu da belirtmek gerekir ki Erciyes Üniversitesindeki yüksek lisans tecrübesi herkes için benimki gibi zor ve zahmetli olmamıştı. Öyle ki kimi “şanslı” arkadaşlarımız öğretim üyelerinin özel ve yakın ilgisine mazhar olmuş ve süreci zorlanmadan kolaylıkla tamamlamıştı. Nitekim bu şanslı öğrencilerden birisi de öğretim üyelerinin kendisine “abi” diye hitap ettiği “Nevzat Sönmez” adlı emniyet mensubu bir arkadaşımızdı. Yüksek lisansını başarıyla (!) tamamladığını tahmin ettiğim bu arkadaşımızın “Polisler için Anayasa Hukuku” adlı bir kitap yazdığını, yıllar sonra Sayın Kemal Gözler Hoca’nın “Örnekleriyle Usûlsüz Alıntı Sorunu” adlı kitabında bir bölüme konu olması vesilesiyle öğrenmiş ve ilgili bölümü buruk bir tebessümle okumuştum.

9 DERSTEN SADECE 1 MUAFİYET

Erciyes Üniversitesindeki sürecin sona ermesiyle birlikte yüksek lisans serüvenim başa sarmış ve Selçuk Üniversitesinde -sil baştan- yeni bir süreç başlamıştı. Ne yazık ki burada da anlaşılmaz şekilde beni hedefe koyarak zorluk ve engel çıkaranlar oldu ise de süreci yüz akıyla atlatmayı/tamamlamayı başarmıştım. Nitekim daha sürecin en başında, Erciyes Üniversitesinde başarıyla tamamladığım 9 dersin hiç değilse 4’ünden “muaf” olma isteğim, o dönemde Hukuk Fakültesinin Kamu Hukuku Bölüm Başkanı olan Yavuz Atar tarafından kabul edilmemiş, sadece bir dersten muafiyet tanınmıştı. Aynı zat, zaman içerisinde “nedensiz ve anlamsız” biçimde bana yönelik bariz tepkili tavırlar içerisine girmiş ve nihayet yıl sonu sınavında diğer öğrencilere cömertçe dağıttığı puanları benden esirgeyerek “60” puanla ve sadece o dersten (Malatya’dan Konya’ya) bütünlemeye gitme zevkini (!) bana yaşatmakta bir sakınca görmemişti. İlginç olansa bir dönem Yüksek Öğretim Kurulu Başkan vekilliği yapmış olan bu zat da Sayın Kemal Gözler Hoca’nın ilgi alanına girmiş ve “Yavuz Atar’ın Türk Anayasa Hukuku İsimli Kitabı Hakkında Bir Eleştiri” adlı kitabının konusu olmuştu...
İLGİNÇ BİR SINAV SORUSU

Selçuk Üniversitesindeki yüksek lisansım sırasında karşılaştığım ilginçliklerden birisi de “uluslararası hukukta kuvvet kullanma” adlı dersin yıl sonu sınavındaki (yanlış hatırlamıyorsam) en az 80 puanlık bir soru idi. Dersin öğretim üyesi Mehmet Akif Kütükçü, o günlerde gündemde olan “Mavi Marmara” olayıyla ilgili bir soru seçmişti ve buraya kadar bir tuhaflık yoktu. Ancak, seçilen soru şu şekildeydi: “Fetullah Gülen Hocaefendi’nin Mavi Marmara olayı ilgili açıklamasını uluslararası hukukta kuvvet kullanma açısından değerlendiriniz.”

Bu soruyla birlikte, kamuoyunun o tarihte bir din adamı (!) olarak tanıyıp bildiği Fetullah Gülen’in aynı zamanda uluslararası hukukta kuvvet kullanma konusunda, kamu hukuku yüksek lisansındaki bir derste sınav sorusu olacak ölçüde derin bir entelektüel birikime sahip olduğu da (!) ortaya çıkmış oluyordu. Özellikle bu soruyu doğru cevaplamadan dersi geçme imkânı olmaması da dersin öğretim üyesinin “Hocaefendiye” atfettiği önemi göstermesi açısından ilginçti.

3 KEZ ENGELLENEN VE HER SEFERİNDE (NEREDEYSE) YENİDEN YAZILAN BİR MAKALE

Kuşkusuz, eğer inat derecesinde bir ısrarla akademik hayatın kapısını zorlamamış olsam, epeyce gecikerek başladığım bu serüven daha en başından hüsranla sonuçlanabilirdi. Nitekim yine bu dönemde yazdığım bir makale, önce Selçuk Üniversitesine, sonra İnönü Üniversitesine, daha sonra ise Gazi Üniversitesine takılmış; ancak ben yılmayarak aynı makaleyi dördüncü kez yazıp hakem incelemesinden geçmesini sağlayarak Türkiye Barolar Birliği Dergisinde yayımlatma kararlığını göstermiştim.

Bu süreçte özellikle İnönü Üniversitesinde Hayri Keser’in dudak uçuklatan “hakemlik” denemesi, ardından Gazi Üniversitesinin güya “kör hakemlik” sistemiyle makalemi “adım açık şekilde” hakeme göndermesi gibi tuhaf uygulamaları, şahsıma karşı müşterek bir hareket tarzı belirlendiğinin işaret fişekleri olarak yorumlamak hiç de zor değildi. Nitekim Gazi Üniversitesinin o tarihteki Hukuk Müşaviri Adem Gelir’e yazılan ve Hukuk Fakültesi Dekanı M. Fadıl Yıldırım ile öğretim üyeleri Bülent Yavuz ve Murat Sezginer’e de gönderilen şu mesaj, her zaman olduğu gibi bildik sessizlik ve tepkisizlikle karşılanmıştı.