Masum Değiliz

Geçtiğimiz bir hafta boyunca hemen her gün ve neredeyse hemen herkes tarafından konuşulup tartışılan, dahası toplumca yargılaması yapılıp/tamamlanıp hükmü bile verilen Özgecan Arslan cinayetinde, bu genç kız nasıl vahşice bir cinayete kurban verilmişse hukuk ve adalet de o şekilde toplumun kirli ellerinde infaz edilmiştir. Gerçekten de artık bu olayda adil bir yargılamadan söz etmek ne kadar mümkün olabilecek ve hangi hâkim böyle muazzam bir kamuoyu baskısından etkilenmeden adil karar verebilecek, sanığın haklarına riayet etmeyi göze alabilecektir?

Ne yazık ki bu ülkede insan, sevginin ne öznesi ne de nesnesi olmadı hiçbir zaman; sadece nefret ve hıncı sahiplenen kalabalıklar ve onların amigoluğunu yapan sözde aydınlar hüküm sürdüler bu topraklarda. Nitekim bu olayda hayatını kaybeden genç kıza ağıtlar yakılıp katil zanlısı toplum nezdinde yargısız infazlarla en insanlık dışı cezalara mahkûm edilirken o zanlının geride bıraktığı dört yaşındaki küçük oğlunu kimse düşünmedi. Halbuki tüm toplumun nefret unsuru haline getirilmiş “tecavüzcü, vahşi, cani ve katil” bir babanın evladı olmayı kaç kişi ister ve kaç kişi böyle bir utançla insanca yaşayabilir, kimse bunu düşünmedi.



Bu yüzden tüm olup biten, toplumsal bir tatminden öteye geçmedi ve gözyaşları, içimizdeki kin, nefret ve öfkenin gusül abdesti olamadı. Öyleyse nafile kandırmayalım kendimizi, zira masum değiliz hiçbirimiz!